Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

TAKRİZLER VE TAKDİRLER


     TAKRİZLER VE TAKDİRLER

 

Türül türül nidalar. Eh Üstadım bu kadar olur. Diline sağlık. Günümüzün, Toroslarımızın, çağımızın bir Karacaoğlan’ı. Üstadım yeni çalışmalarını bekleriz. Diline sağlık Hocam. İnanın şiirlerini okuyunca doyuyorum. Sağ olun. Var olun.
Diline sağlık Hocam. Ermenek Ortak Forumu inan bir tezgâh oldu bizlere. Şiir dokuyoruz, söz dokuyoruz, öz dokuyoruz. Bunu fark eden dostlar hemen forumun güzelliğine hayran kalıyorlar. Sağ olun Hocam her gün yeni bir güzellikle karşımıza çıkıyorsunuz. Lakin bu güzellikleri gören dostlarımız mutlaka bir şeyler yazmalı bence. Üstadım harikasın yine. Ruhumu okşadın. Sevenlerin bol olsun.

Mükremin Hocama İthaf Olunur.

Ben seni bilirim, sen de beni,
Taşelimizin soylu kalemi.
Bir Karacaoğlan doğdu yepyeni,
Nida nida sözünden anladım.
Hocam ne diyeyim. Bizim hayatımızı ancak yine biz bu kadar güzel anlatırız. Gerçekten hayatımızı anlatan, hem de çok çok güzel anlatan bir başyapıt diyorum. Bu şiiri inanın çok mu çok sevdim. Duyguyu doruklara çıkaran bir şiir. Diline sağlık hocam. Teşekkürler. Dilinize sağlık. Sizden daha çok şiirlerin bu mekânda sergileneceğine ve bizlere şiir şöleni yaşatacağınızdan eminiz. Devamını bekleriz. Saygılar.
Bu forum açıldığından bu yana tek iddiam var.”Taşeli’nde doğan her insan anasından şair doğar. Mutlaka her insanımızın dilinden bir dörtlük, dökülür ki nidası Taşeli’nde yankılanır. Taşelinde doğan her insanımız da bir Karacoğlan’dır.” Bu iddiamı, bu foruma daha şiirler yeni dökülmeye başlayınca ortaya atmıştım. İşte ispatı dostlar. Ermenek şairleri ve Ermenek şiirleri bölümünü şöyle bir süzün. Daha nice şairlerimizin soluğunda memleket havamızı hissedeceğiz bu forumda. Bu forum Ermenek’imizin yüz akı olacak kültür sergisi ile. Bu da başka bir iddiam olsun.
Teşekkürler “Sarıcoğlan

Değerli Hocam.
Şiirleriniz hakkında zaman zaman yorumlarda bulundum. Daha önceleri yorumlarımı yazarken Toroslardan yeni bir Karacaoğlan doğuyor betimlemesinde bulunmuştum. Bu iddiamın da arkasındayım. Şiirleriniz benim ruhumu bir Karacaoğlan esintisi ile okşadı hep. Şiirlerinizi okurken, kendimi Torosların zirvelerinde ağustos sıcağında serin esen rüzgârların çam dalında çıkardığı o tatlı hışırtıları dinler gibi hissetim. Ama esip geçen hışırtılar değil; ruh okşayan, mutluluk taşıyan, devamlı olan, şiirin mutluluğunu yaşatan.

“Bayrağım” şiirini okurken ise bambaşka bir duygu seline sürüklendim. Merhum Mehmet Akif’in ruhundan esintiler yakaladım. Böyle güzel şiirlere imza atmanız inanın Ermenek adına, Ermenek Ortak Forumu adına büyük mutluluk. Ermenek’in Kültür Forumu, Ermenek Ortak Forumu adına Teşekkürler Hocam.
Değerli “Mahi Afif ” kardeş.

Bence her Ermenekli anasından doğarken, tabiatın o görsel şovu içinde şair olarak doğar. Fakat sizin şairliğiniz doğuştan şairliğin daha üst noktalarında. Ben sizde var olan şairliği bir Karacaoğlan’a benzetiyorum. Gerçekten okumuş olduğum şiirlerinde yöresel mekânları duyusal ve mana ifade eden sözcüklerle ilmek ilmek dokuman bende müthiş bir duygu oluşturdu. Sizden sadece bu şiirlerin değil daha birçok şiirler bekliyoruz. Ben şahsım adıma yazıyorum şu an. Şiirlerinizde işlemiş olduğunuz mekânlar, olaylar ve olgular yabancısı olmadığımız, bizzat o yörede yaşayan insanların en içten duygularına tercümanlık yapmakta. Dağından, tepesinden, kuşundan, kurdundan velhasıl her sözcüğünüzden ruha hitap eden duygular akmakta. Yüreğinize, dilinize ve yazan elinize sağlık.

Teşekkürler Mükremin Hocam. Dillerine sağlık. Artık kim olduğunu söylemesen de biliyoruz. Sağ ol. Bu şiir yöremizin yaşamını ne kadar da dillendirmiş. Şiiri de tabii ki siz dillendirdiniz. Dilinize, yüreğinize sağlık.

Harikasınız Hocam, gerçekten şiirleriniz çok, hem de çok güzel. İnanın bizim SORKUN’la ilgili şiirinizi okurken inanın kendi köyümden biri mi acaba diye düşünmeye başlamıştım ama kesin siz olduğunuz kanaatinden dönmedim. Gerçekten günümüzün KARACAOĞLAN’I diyebilirim size. İlmek ilmek dokuyorsunuz şiiri. O yöreleri bilip de bu şiirlerinizden haz almayan kesinlikle çıkmaz. Yüreğinize sağlık. Sağ olun, Var olun.

Hocam serbest denemeleriniz gerçekten harika. Evet, maalesef günümüzde insan görüntüsü içinde insanlığı öldüren oldukça fazla. Ama her şey bir gün yeniden aslına dönecektir. Hayırlısı Allahtan.

Hocam bu şiirleriniz bestelenmeye uygun bir şiir. İnşallah bir besteci arkadaş tarafından fark edilir. Dilinize sağlık.

Hocam ne diyeyim. Bizim hayatımızı ancak yine biz bu kadar güzel anlatırız. Gerçekten hayatımızı anlatan, hem de çok çok güzel anlatan bir baş yapıt diyorum. Bu şiiri inanın çok mu çok sevdim. Duyguyu doruklara çıkaran bir şiir. Diline sağlık Hocam.

Durmuş Ali ÖZBEK
Sınıf Öğretmeni / KONYA

 Şairleri kükremeyen bir millet, Yakınları toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.”Yaz şair yaz.
Amca, senden uzun bir destan istiyorum aslında. Memleketimizi, kültürümüzü, ailemizi tanıtan bir destan. Belli bir vezni olacak. O vezne bağlı kalarak yazılacak. Harika olur aslında. Harika şiirlere devam. İlhamın bol olsun…
Hatasız, mükemmel şiirler. Hiç zorlanmışlık hissi vermiyor kafiyeler ve dizeler. Tebrikler…
Dedim ya Karac’oğlan diye. Şiirleriniz www.antoloji.com da yayımlanmaya başladı. Bütün şiirlerinizi eklemenizi bekleriz

Harika şiirler. Bunların mutlaka yayımlanması lazım. Dergilere gönderseniz yayımlanır muhakkak. Sevgili amcam sana ve şiirlerine daha ne diyeyim. Harika.
Senin şiirlerin için turkiyemforum.com ‘da “yeni bir Karac’oğlan mı doğuyor” başlığında bir konu açtım.

Hilmi Kızılca
Edby. Öğretmeni

Hocam eline sağlık sayende Memleket Şiir’lerini zevkle okuyor, özlem gideriyoruz.
Hocam uzun zamandır şiir’lerini okuyamıyordum özlemişim. Ellerin dert görmesin. Selamlar.

Bu kadar güzel şiiri yazanın elleri dert görmesin diyorum. İnanın okurken gözlerim doldu devamını beklerim. Müsaade ederseniz seneye Altıntaş yaylası düden ve mağara şenliklerinde okumak istiyorum. Selamlar. “mahi afif ” Gardaş Şiirlerin yüreğimize bir Memleket hasreti bırakıyor. Diline yüreğine sağlık. Devamını bekleriz.

Mükremin hocam elinize dilinize sağlık. İnanın çok harika şiirler. Yöremizi çok güzel anlatıyorsunuz. Daha çok erken ama izin verirseniz yazın yapacağımız ALTINTAŞ YAYLASI MAĞARA VE DÜDEN ŞENLİKLERİ, inde bu şiirlerden okumak istiyorum. Selamlar. Hocam gurbette bu şiirleri okuyup ta gözlerinden yaş akmaması mümkün değil. Diyeceğimi kelimelerle anlatamıyorum. Emeklerine sağlık.

Abdullah Çıkrık
Taşeli Fotoğrafçısı

Dayıcığım: Önce seni tebrik edeyim. Gerçekten şiirler bir harika, inan bazılarını okuyamıyorum. İnsan bu kadar samimi anlatır duygularını. Bu şiirleri ne zaman kitap haline getirmeyi düşünüyorsun? Senden ricam en kısa zamanda şiirlerini bir kitapta toplayıp en azından biz yeğenlerine birer tane hediye etmen. Bizlerde gelecek nesillerimize yaylalarımızı, dağlarımızı, insanlarımızı, kısacası köyümüzü daha kolay anlatabiliriz.

Yeğenin YILDIRAY SOLAK

Yüreğine sağlık, Allah ilhamını bol etsin.
Sevgili dostum!
Seninle tanışmak isterdim gerçekten hislerini ve özlemini çok güzel dile getirmişsin
Hislerin ve özlemin hiç bitmesin, bitmesin ki şiirlerin devamı gelsin.
D.ali Hocamın görüşlerini aynen bende iletiyorum. Sizden ricam tanışalım bölümüne de yazarsanız mahallemizde böyle biri varmış diyebilelim.
Saygılarımla
Sizi kullandığınız cümlelerden sanki tanır gibi oldum, Siz kendinizi gizlemeye devam ediyorsunuz ama bu kadar güzel yöresel şiir yazan birinin buna hakkı yok kanaatindeyim. Tahminimi ileriki günlerde buraya yazacağım.
Saygılar sunarım.

Mustafa Çıkrık www.alakisehaber.com
Emekli Bankacı İzmir

Sayın Hocam Ağzından bal damlamış senin için burada benim yapabileceğim sadece ana şapka çıkartmak olur, ellerine sağlık Teşekkürler.

Mustafa İNCİK/Ermenek Belediyesi

 Şiirler çok güzel eline diline sağlık memlekete gidip gelmiş gibi oldum. Çocukluğumuzu hatırladım.

Mehmet Akın

Nesire sığmayıp şiirleşen hayatlar…
Kabına sığmayıp göğe taşan şairler…
Ellerine sağlık amcacığım…
Kalemine kuvvet sultanoğlu…
Sonsuz teşekkürler, tebrikler…

Selman Kızılca

Bu yorum ve takrizler internetten forum sitelerinden alınmıştır.

GÜNEYYURT, NAVAHİ VE GÖKSU


      GÜNEYYURT, NAVAHİ VE GÖKSU

 

“Göksu, Antalya, Konya, Karaman ve Mersin illerinden akan ve Akdeniz’e dökülen bir nehirdir. Göksu nehri 260 km uzunluğundadır. Aşağı yukarı aynı uzunlukta iki kolu vardır, kuzey kolu Gökçay güney kolu ise Gökdere’dir, ikisinin kaynağı da Toros dağları’ndaki Geyik dağları’ndan çıkar. Geyik dağları Antalya-Gündoğmuş ve Konya-Hadim arasındadır ve Alanya’nın 50 km kuzeyinde bulunur. Bu iki kol Karaman-Ermenek’i geçtikten sonra Mut’un güneyinde birleşerek Göksu adını alır ve daha sonra Taşucu ile Silifke arasında Akdeniz’e dökülür.” Vikipedi, özgür ansiklopedi”

Bu ansiklopedik bilgiden sonra diyoruz ki;

Güneyyurt ve civarında bulunan yerleşimlere topluca yakın tarihte Navahi/Nahiyeler/Bucaklar dendiğini biliyoruz. Bu gün dahi Karaman ve Mut’un bize sınır köylerinde Navağı’lı tabiri yaygındır. Navahi, Göksunun yardığı vadinin etrafında dizilmiş köylerdir. Göksu Mut’un Suçatı köyünde birleşerek Silifke’de Akdeniz’e dökülen iki kollu bir ırmaktır.

1.Kol Hadim’in Eğiste vadisi civarından çıkarak Aladağ boğazını, Bucakkışla vadisini ve Mut köylerini dolaştıktan sonra Suçatı’na varır. Bu kol üzerinde Hadim ile Karaman sınırında bulunan Kızılca köyü sahilinde ki Salâvat köprüsü, Karaman ilinin Bucakkışla köyünde ki Bıçakçı köprüsü, Mut’un Göksu beldesinde ki Kıravga köprüsü önemli noktalardır. Ayrıca bu kol üzerinde Hadim çakallar köyü altında ki ana suya katılan kara suyu ve Yer köprü şelalesini anmalıyız. Artık “su akar Türk bakar”  lafı alt edilmiş ve bu kol üzerinde de başta Yerköprü, Kızılca ve Bostanözü olmak üzere birçok santral yapılmaya başlanmıştır. Göksu beldesinde ise HES barajı etütleri sürmektedir.

2.Kol, Güneyyurt beldesinin Altıntaş yaylası eteklerinden çıkmakta ve Katranlı ile
Aşağı çağlar köyleri arasında Kapız mevkiinde yoğunlaşarak Çağlayana dönüşmektedir. Bu kol Hadim Karaman tarafından gelen koldan daha yüksek debidedir. Navahi’yi ikiye bölerek Mut’un Suçatı köyünde eşiyle birleşen Göksu daha geniş bir alandan seyrederek Akdeniz’e dökülür.

Ermenek, Güneyyurt, Başyayla, Sarıveliler ve Kazancı başta olmak üzere Torosların iki yamacında dizili yerleşkelerin hepsinden rahatlıkla izlenen Göksu, Başdereden gelen Günder suyu, Darandan gelen daran deresi, Tekeçatından gelen Balkusan deresi ve Ardıçkaya’dan süzülen Nadire çağlayanının da katılımıyla etrafındaki dev çınarlar eliyle adeta bir koridor oluşturarak akar gider. Bu akış Ermenek, Gülnar ve Mut yörelerini kapsar.

Aşağı çağlar’da ki ilk çıkış yerine yakın Kapız mevkiinde suyun bir havuzda gemlenerek Güneyyurt sulama projesi kapsamında yapılan kanallar aracılığıyla Güneyyurt, Aşağıçağlar ve Yukarıçağlar arazileri bol suya kavuşarak verimini kat kat artırmış ve Göksu’yun faydası görülmeye başlanmıştır.

Torosların tam ortasından akan Göksu’dan karşıdan karşıya geçişi, Yukarıçağlar altında Serper köprüsü, Güneyyurtta Akköprü sağlamaktadır. Ermenek ile Güneyyurt altında ise Türkiye’nin en büyük barajlarından biri yapılmış ve bölgemizi duymayanlara duyurmuştur. Göksu üzerinde kurulu en ünlü köprülerden olan Görmeli köprüsü barajla sulara gömülmüştür.

Bu barajı aştıktan sonra Gülnar sınırlarında daha önce yapılmış Gezende barajına takılan Göksu bundan sonra Mut’un Evren köyü civarında görülmeğe değer bir Şelale oluşturur. Bu şelale Hadim hattındaki Yer köprü şelalesiyle aynı adı taşır.

İki nehir Suçatı’nda birleşerek daha coşkulu bir halde nice vadileri yara yara Silifke’ye ulaşır. Çoğu zaman Silifke’ye tehlikeli anlar yaşatan Göksu artık üzerine yapılan barajlarla hırçınlığını kaybetmek üzeredir. Hele Silifke Kayraktepe barajı da bitince bu antik çağ kenti rahat bir nefes alacaktır.


       GÜNEYYURT BÖLGESİ İLK ÇAĞ VE ROMA-BİZANS ESERLERİ

 

GÜNEYYURT CİVARI ÖNEMLİ TARİHİ ESERLER

 

 1-Karaman oğulları türbesi: İlçeye 28 km. uzaklıkta, Güneyyurt tolbunar yaylası karşısında ki Balkusan köyü mezarlığının içindedir. Karamanoğlu Mahmut Bey zamanında (1277-1306) yaptırılmıştır. Karaman bey ile Mehmet beyin kendileri ve aileleri burada yatmaktadır. Karamanoğlu Mehmet bey’in babası Nure sofunun türbesi şu anda Mut’a bağlı Sinanlı yakınlarında ki Değirmenliktedir.

 

 2– Aşağı çağlar Dedeli yaylası kaya mezarları ve enkazı. Güneyyurt Altıntaş ve Saparca yaylası ile Balkusan aşılık bölgesi arasındadır. Şu anda davar ağılı yapılmış vaziyette ve her yer gibi define varsayılarak kazı darbeleriyle harabeye dönmüş haldedir.

 

 3—Delikli taş tepesi; Güneyyurt Üssüz yaylası kavaklı tepesinden sonra 1. orta yoldan beride antik yerleşim ve harabe. İki tarafı delik taş ilk göze çarpan görüntüdür, çevrede kapakları ortalarda duran yer altı mezarları ve çeşitli oyma mezarlar vardır.

 

 4- ÖRENLER VE İKİZ İN

Güneyyurt kasabasının antik çağda ki yerleşkesi olarak bilinen bu havalide büyük kayalar olmadığından yontma taş olarak sadece İkiz in vardır. Ancak zamanla kaybolmakla beraber buranın bir kayasız yerleşim yeri olduğunu gösterecek kadar izlere rastlamak mümkündür. Bu konuda Sayın Halit Bardakçı şu bilgileri aktarmaktadır;

“Güneyyurt Ermenek çevresindeki en eski yerleşim merkezlerindendir. Çevrede roma, Bizans ve daha eski çağlara ait kalıntılara, mağara ve kaya mezarlara rastlamak mümkündür. Özellikle Hititler zamanında yoğun manada meskûn olduğu sanılan Hititler’e ait ikiz in kabartması vardır. İkiz in kabartması olarak anılan bu tapınak yaklaşık olarak 7-8 metre eninde; 6 metre yüksekliğinde bir kaya bloğu üzerine oyulmuş, ağzı güneye bakan iki mağaradan meydana gelmiştir. Doğudaki mağaranın kapısı üzerine yere abanmış kuvvetli bir aslanın sağ pençesi altındaki iki boğum meydana getirmiş halde ağzı açık ve salyalı olarak kıvrılan yılan ve aslanın gerisinde; aslanla bir hizada bulunan boğanın Hitit efsanesindeki İlluyanka masalı” ile çok büyük ilişkisi olduğunu göstermektedir. Bir tapınak olduğu sanılan bu kabartma bir zafer anıtı da olabilir. Kabartmanın tahminen M:Ö14 veya M:Ö 13 y yılda yapılmış olması gerekir.”

 

 

Kısacası Güneyyurt Örenler mevkiinde olup tarla ortasında bulunan büyük bir kayanın ön yüzü düzlenerek iki ayrı oda yapılmıştır. Bu iki oda yani in birer anıt mezar niyetiyle oyulmuş Hitit dönemi eseridir. Kayanın alın kısmında bulunan kabartmalarda aslan, yılan ve boğa üçlüsünden oluşan bir gurup vardır. Kabartmada yılanın üstüne çullanmış aslan dikkati çeker. İkizin’in kasabaya yakın olmasından başka bir özelliği yoktur zira anlatacağımız nice eserler hatta bundan daha ilginç eserler vardır beldemiz etrafında. Netice olarak bir oda büyüklüğünde, tarla ortasındaki bir kayaya oyulmuş iki hücreden ve alnındaki işaretlerden oluşmuştur.

 

  5- GÜNEYYURT AK KÖPRÜ;

 

Kışlacık mahallesinin altından doğuya doğru bin metre gidince eskiden Pamuklu vb karşı köylerin Güneyyurt’a ulaşımını sağlayan tek gözlü köprü. Manamas köprüsü de denir. Karaman oğulları eseri olan köprü 2.70 eninde 22 m uzunluğundadır. Araç trafiğine uygun değildir. Kültür bakanlığı envanterinde kayıtlı olan tek kemerli bu köprü de Görmeli köprüsü gibi baraj altında kalacaktır. 370 yıl önce Evliya çelebi Cenne tarafından gelince Gargaraya bu köprüyü kullanarak geçmiştir.

 

6- KUŞAKPINAR ALACA İN KİLİSESİ VE KAYA MEZARLARI!

Gargara medeniyetinin antik yerleşimlerinden birsi olan Kuşakpınarı ilk defa İnternette bu fotoğraf ve yazılarla yerini aldı, daha doğrusu tarihte ki yerini almış oluyor. Ancak burada resimlerde de gördüğünüz gibi bir zamanlar Müminlerin (peygamberimizden önceki peygamber olan hz İsa’ya ve o günün doğru dinine inananlar) ibadet ettiği Kiliseler ve Şapeller davar ağılı yapılmış durumda.

Alaca in ise tamamen bir kilisedir ve iç dekorasyonu ve mimarisi bunu göstermektedir. Ancak bu in de kilise olarak oyulmamıştır, zira yüzeyinde bulunan çivi yazılı satırlar Hitit dönemini işaret etmektedir. Buraları Hititologların mutlaka incelemesi ve yazıları deşifre etmeleri lazımdır.

Eski çağda İnsanların kayaları oyarak daha güvenli yaşam alanları yaptıkları ayetlerden de anlaşılmaktadır. Hz İsa a.s. dan sonra ki dönemlerde de buralarda ki yapılar ibadethaneye dönüştürülmüş ve inziva ve çilehaneler teşekkül etmiştir.

Cenabı hakkın Kur’anda buyurduğu gibi;

 Al-i İmran (137) “Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.”

Fecr (10)” (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Ad’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi? “

Hicr(82) “Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı. “

Allahın emrettiği gibi geçmişte insanların neler yaptıklarını ve İnanmayanların sonunun ne olduğunu yakından gördük.

Bu Tarihi ve Turistik alanlarımızı Sarı levhalarla belirtmek ve kültür varlıklarına kaydettirmek artık başta Güneyyurt Belediye başkanları olmak üzere yetkililere kalıyor.

Güneyyurt Kuşakpınar harabeleri ve Alaca in Kilisesi; Güneyyurt’tan tam kuzeye bakıldığında Kuşakpınar, önünde iki söğüt ağacıyla görülür. Burası tam bir eski medeniyetler merkezidir. Şimdiye kadar hiçbir resmi inceleme yapılmamıştır. Burada büyük bir kaya kilisesi Alaca in adıyla bilinmektedir. Etrafta ise daha küçük şapeller ve kaya mezarları ve taş lahitlere rastlanmaktadır. Son yıllarda belediye başkanlarımız resmi mahfillerde tanıtımı ve sit alanı yapılması için çalışmaklarını sürdürmektedirler.

 

 7 -  GÖDEKURUM KAYA MEZARLARI VE KEŞİŞ ODALARI!

Güneyyurtta ve civarında kurulan medeniyetler hakkında bize ilkokulda öğretilen ve anlatılan tek şey, İkizin Hitit anıtı idi, şimdi aşağıda vereceğimiz bilgi ve resimler Güneyyurt/Gargara antik medeniyetinin nasıl ve nerelerde olduğunu biraz daha açacak ve gözlerimizi örenlerden biraz daha yukarılara kaldırmamıza yardımcı olacaktır inşallah.

Ermenek/Güneyyurt yolunda ki eski Ardıçtan yani deve yalağı’nda yukarıya sarp kayalara baktığımızda göze çarpar bu antik yapıtlar. Çok geçmeden bu mevkie mutlaka sarı levhalar istiyoruz. Ayrıca burada ki keşiş odalarının iç mimarisi ve Güneyyurt’a açılan pencerelerle alakalı resim ve bilgiler ekte konmuştur.

Bu ve benzeri kalıntılar yüksek olasılıkla M.Ö. Hititler tarafından yapılmış, oturulmuş, M.S. Romalılar ve Bizanslılar tarafından da kullanılmışlardır.

Her konuda olduğu gibi geçişimizle alakalı konularda da Allah’ın isteklerinden uzak olduğumuz bir gerçektir.

Bakın alttaki ayetlerde cenabı hak ne buyuruyor;

Yusuf (109) “Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? “              

 Mümin(21) “Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.” 

Güneyyurt Gödekorum kaya mezarları ve Şapelleri; Ermenek’ten Güneyyurt tarafına çıkınca sağda dev kaya zincirleri Başyayla üzerine kadar sürer. Bileği mevkiini geçince Deveyalağı’ndan kayalara bakınca yaklaşık 2000 m kuzeyde dev kayaların yüzeyinde el yapımı inler ve mağaralar göze çarpar. Buraya halkımız Gödekorum derler. Burada ki eserlerin içi siyah yağlı boyayla boyanmış gibi islidir, kurumludur. Çevrede kayalara oyulmuş üzüm ezmeye yarayan Şırakmana ve depolamaya yarayan mahzenlere de rastlanmakla beraber ilk başta küçük kaya kiliseleri demek olan Şapeller ve inziva odaları yer alır. Buradan kayaların üzerinden yürüyüşçüleri Kuşakpınar’a ileten Kurt yolağı adında bir patika vardır.

 

 9- TOLBUNAR GAVURİNİ

Güneyyurtta “gavur ini” olarak bilinen büyük bir antik yerleşim yeri var. Burası Balkusanın Tolbunar bölümünde bulunuyor. Rakım 2000 m civarında, kayaların yüzeylerine düzinelerce inler oyulmuş, içlerine ikişerli üçerli hatta dörderli mezarlar sıralı durmaktadır. Her inde görüldüğü gibi tabi ki insan eli inlerden bahsediyoruz, kazı ve yağmalama işleri hemen göze çarpmaktadır. Bu tür işleri Devlet bir düzene koysa da o paralar yeraltında yatmasa nasıl olur acaba? Belki vardır öyle bir mevzuat ama biz bilmiyoruzdur.

Bölgede Greklerin, Bizansların ve Müslüman Romalıların yerleştiği biliniyor. Müslüman Romalı demekle Hz İsa’ya iman ederek bu kuytu yerlere kaçıp zalimlerden uzluk, rahatça ibadetlerini yapmak için bu inleri oyan/mesken edinen mazlumları kastediyoruz.

  Güneyyurtta ve Yukarı çağların yaylalarında hatta tüm Taşeli de bu tür yerleşim yerleri vardır. Ancak buranın özelliği çok farklıdır. Rakım açısından, düzen bakımından ve ayrıca ikamet ettikleri taştan evlerinin kalıntıları yönünden buraya yerleşenler bu inleri ibadet ve mezar olarak kullandıkları açıkça anlaşılmaktadır. İşte bu yüzden “Hz İsa’ya İman eden Müslümanlar” tabirini kullanıyoruz. Zira Peygamberimizden önceki peygamber olan Hz İsa Havarilere İmanı teklif edince onlar şöyle demişlerdi;

 Al-i İmran(52) “İsa onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz Müslümanlarız” dediler.” 

 Yukarıdaki ayetten ve daha yüzlerce Kur’an ayetinden anlıyoruz ki tek din vardır o da İslam’dır ve bu dine iman edenlere de hangi çağda olursa olsun Müslüman denir. Tüm peygamberlerde aynı imanı tebliğ etmişlerdir ve bu imanı öngören dinlerine de İslam denmiştir, bu Allahın tüm vahy mesajlarında böyledir.

Bu gün bile hayretle izlediğimiz bu yapılar imarı ve ümranı bakımından tüm bilim çevrelerinin dikkatini çekmektedir. Kayaların tam ortasına hangi aletleri ve ilaçları kullanarak bu inleri oydukları hala bir muammadır. Aşağıdaki resimleri iyi incelersek ki onların içinde küçük kilise demek olan Şapellerde vardır, sadece mezarlarda vardır, Rahip odaları da bulunmaktadır, burada yaşayanların zayıf Müslümanlar olduğu hemen belli olmaktadır. Geçmiş Ümmetlerin ne zorluklarla imanlarını koruyabildikleri bakımından yeni nesillere büyük birer ibret nişanesi olarak verdiğimiz bu resimler aynı zamanda Allah’ında görenleri İmana çağıran birer mucizesidir. Nitekim aşağıdaki ve benzeri birçok ayette buraları görerek ibret almamız ve Allahın Peygamberlerinin mesajlarını iyi incelememiz istenmektedir.

   Muhammed(10) “Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkâr edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.“

   Burası Balkusan köyünün güney batısında Tolbunar adıyla bilinen, 1980 öncesinde şu anda Güneyyurtta yerleşen Tuluklar sülalesinin ikamet ettiği ve halen Güneyyurt için 9. Mahalle olarak tescil edilmiş kasabamızın bir yaylasıdır. Rakım 2000 m civarında, kayaların yüzeylerine düzinelerce inler oyulmuş, içlerine ikişerli üçerli hatta dörderli mezarlar sıralı durmaktadır. Bölgede Greklerin, Bizansların ve Hıristiyan Romalıların yerleştiği biliniyor.  Hıristiyan Romalı demekle Hz İsa’ya iman ederek bu kuytu yerlere kaçıp zalimlerden uzluk rahatça ibadetlerini yapmak için bu inleri oyan/ya da hazır bulup yerleşen mazlumları kastediyoruz.

9-ALA KİLİSE YENİMAHALLE/GÜNEYYURT

 

Bölgemiz 3. zamanın 2. Yarısında oluşan miyosen denizel tortullu ve killi bir taşlık yüzeye sahiptir. Bu bakımdan ilk çağlarda taşlık Kilikya, şimdilerde ise Taşeli denen orta Torosların bu kesiminde kayalar işlemeye elverişlidir ve tüm kayalar delik deşiktir. Yeni mahallenin eski adı olan “Ala Kilise” adını böyle bir eserden almaktadır. Şu anda tam bir eser müşahede edilmemekle beraber Aşağıçağlar yolu altında olduğu bazı kesme taşlardan anlaşılmaktadır.

 

11-Kapıcık ören yeri/Güneyyurt. Balkusan köyünden beride Bentbaşından sola dönünce 10 km sonra orman içi yoluyla ulaşılır. Üç tepe arasında, Yörük bükü vadisine hâkim yerde ki kalıntılardan Roma/Bizans dönemi bir yerleşim.  

12- DOMİTİOPOLİS/SULTAN TAHTI; YUKARI ÇAĞLAR

Köyün kuzey doğu yamaçlarında bol miktarda Nekropol/Mezar ve kent kalıntılarına rastlanmaktadır. Kaya ve yer mezarları, sabit ya da büyük kayalara oyulmuş lahitler, sütunlar ve sütun başları ortalık yerdedir. Köyün kuzeyini komple kuşatan devasa kayalar içerisinde de Tarihi sıra delikler, su kanalları ( 14 Km) göze çarpmaktadır. Burası antik dönemde İsaura-Germenikapolis, Bu gün ki Bozkır- Ermenek arasında bir büyük kaya zincirinin altındadır. Bölgenin adı Roma ve Bizans döneminde Zeed ve Spide olarak geçmekte olup İncil’de geçen metinlere göre de Havari Barnabas ve arkadaşlarının Karamanın Akçaalan köyünde bulunan Philedelphia’dan  ayrılıp Tolbunarda bulunan antik kente “Gavurini” uğradıktan sonra buraya geldikleri anlatılmaktadır.

 13- SULU İN:

Yukarı Çağlar Köyü’ nün kuzeyinde bulunan yüksek kayalıklar üzerindedir. Çok eski bir yerleşim yeridir. İçinde su havuzu bulunmaktadır. Ayrıca mezar kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Tarih öncesi çağların müthiş bir korunma ve barınma yeri olduğu kesindir. Resmi olarak inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Meydanı boş bulan acemi define avcılarınca açık mezara çevrilmiştir.

GÜNEYYURT YÖRESİNDEN BAZI OYUNLAR


GÜNEYYURT YÖRESİNDEN BAZI OYUNLAR

 

        ÇELLİK (çelik-çomak)

Çocuklar arasında en fazla oynanan bir oyundur.
Malzemeler: bir metre uzunluğunda bir değnek ve kırk cm uzunluğunda bir çelik.
Çocuklar en az ikişerli olarak iki gurup oluştururlar, yasaklar belirlenir; mesela ekili alan yasağı gibi, merkeze ufak bir çukur açılır, çukurun üstüne çellik konur altına da değnek.
1.gurup başında durur ve biri değnekle çeliği fırlatır, 2.gurubun elemanları da karşı taraftadırlar ve çeliği yakalamaya çalışırlar: eğer çeliği havada yakalarlarsa oyun kendilerine geçer.
Yakalayamazlarsa düştüğü yerden değnekle çeliği üç kere çelme hakkı doğar ilk oyuncuya;
Çeliğin üstüne sürterek değnek altına alır ve havalanınca ardından değneği kuvvetle vurur, düştüğü yerden bu işlem üç kere tekrarlanır ve mesafe ölçülür. Mesafe ölçülmeden önce, çelen oyuncu karşı tarafa kaç dıkız veriyorsun der, onlarda tahmini bir dıkız sayısı söylerler ve değnekle ölçmeye gerek kalmaz. Ölçerken aynı değnek kullanılır; bir..iki..diye dokuza kadar sayılır ve on yerine DIKIZ denir..başta bir dıkız sayısı belirlenir, mesela 50, elliye kim önce ulaşırsa karşı taraf anlaşılmış bir ceza uygular.

 Oyunculuktan düşme kuralları:
1-Ekili alana geçme
2-Çeliği değnekle ilk havalandırıp vuramama
3-Çeliği değnekle atınca, karşı taraf havada kaparsa atanın hakkı ölür.
4-Çeliği atan; adım karşı kurşu, der. Bunu demeyi unutursa, çelik yakına düştüğü takdirde üç atlamada atıldığı merkeze ulaşılırsa atanın hakkı ölür. Düşme gerçekleşmedikçe oyuncu oyununa devam eder, düşünce aynı gurubun 2.oyuncusuna geçer. Amaç; çeliklerin aldığı tüm mesafeler toplamında karşı guruba fark atmaktır, sonuçta; yenilen tarafa uygun bir ceza kesilir.

SİNNENMEÇ

Bir ebe belirlenir, mesela ortaya bir taş konur, o ebe olur. İki gurup yapılır, 1.gurup siner.
Ve ya gurupsuz oynanır; bir kişi ebe olur o taşı tutar. Gözlerini kapatarak ona kadar sayar bu arada herkes siner. Ebe gözlerini açmadan önce; önüm arkam sağım solum guk ebe. Der.
Sonra ebeyi de korumak kaydıyla sinenleri bir bir açığa çıkarır. Sinenler de ona yakalanmadan ebeye ayak basmaya çalışır. Yakalanmadan ebelerse oyunu o başlatır. Doğrusu yukarı salıda çalılar(maki)arasında çok iyi giderdi.

ARASTI KESTİ

Mutlaka iki gurup olmalı. İri bir taş ebe yapılır. Bir gurup kaçar öbürü kovalar.
Amaç; ebeyi kaçanlara karşı korumaktır. Kovanlar kaçanlara dokundukları takdirde dokunulan boşa alınır. Böylece birer birer, ebeletmeden oyun dışına alınmaya çalışılır.
Kaçanlardan biri ebe gurubundan birisi ile ebe taşı arasından geçerse  o kovalayan oyuncunun da hakkı ölür. Oyun; adını bu ara kesmeden almıştır. Kovulanlar da bu şekilde kovan gurubu bir bir dışarı alabilir ve oyunu kazanabilirler.
Bu oyunda ardıç çömezlerinin üstünden atlamak müthiş haz verir.

BANDIM GELDİM

Her oyuncuya bir ebe yeri, en az üç kişi oyuncu, bir kişiye karşı çok kişi, kolay kazılan bir yer belirlenir.
İlk oyuncu kura ile belirlenir, onu uzaklaştırmak için bir değnek fırlatılır, oyuncu onu en kısa sürede getirmeye çalışır, zira ebedekiler kendisine bir çukur açmaktadırlar. O gelince yeni bir oyuncu tespit edilir, değneğin ardından o gider ve kalanlar onun ebe yerinde çukur kazmaya başlarlar.
Hedef; en ağır kişiyi bulmak ve en derin çukuru ona hazırlamaktır. Ve o çukura sembolik olarak gömülür.
En iyi gabardıç da oynanırdı.

YALAK TAŞ

En az iki kişi, her kişinin altışar taşlı üç yalağı hazırlanır. Yukarı salı gibi çakıllı bir yer gerekir. Kura ile ilk göçen(taşları sağdan dağıtmaya başlayan)belirlenir. Yalak demek, altılı taş gurubunun etrafa saçılmaması için hafif çukurlaştırılmış avuç içi kadar yer demektir.
Kendi önünde ki istediği altılı taş gurubunu(yalak)göçer(yerinde bir  tanesini bırakarak sağdan atlamadan her yalağa birer tane koyar). Sonra karşı taraf göçer.
Hedef; göçülmüş olup ta çift denk gelen yalakların taşlarını kendi lehine çekmektir. Bunun için elinde ki son taşı koyduğu yalağın göçülmüş ve çift olması gerekir. Karşının hiç taşı kalmayıncaya kadar sürer. Kazananın taşları sağ yanında adeta bir küren oluşturur.
Kış günleri evlerde fındıkla da iyi gider. Yenilen yenişe doymaz, devamlı “hadi bi daa” der.

PISIRIK (BEŞ TAŞ)

Fındık büyüklüğünde beş taş alınır fazla yuvarlak olmaması iyi sayılır taşların el üstünde kalması bakımından. Herkes kendi adına tekil olarak oynar. İlk oyuncu anlaşarak belirlenir. Oyunun amacı elde edilen taş sayısını en yükseğe çıkarmaktır. Oyun, birler, ikiler, üçler, dörtler, ebeler ve el üstü bölümlerinden oluşur.

Oyuncu beş taşı ortaya tek tek toplayabileceği şekilde serptikten sonra en yanaşık olanı eline alır, onu havaya atarak yerdeki taşları tek tek yere düşürmeden toplar. İkiler bölümü için taşlar yere atıldıktan sonra onlardan birini gene elinde tutar ve yerdeki dört taşı ikişer olarak iki defada elindeki taşı havaya atarak düşürmeden alır. Üçlerde yerdeki dört taştan birini tek olarak, üçünü de bir defada alırsa dörtlere geçer. Dörtler için beş taşı ele aldıktan sonra dördünü avucunda tutarak tekini havaya atar ve ardından yere topluca koyar ve havadaki tek taşı onlarla beraber düşürmeden toplarsa ebelere geçer.

Ebelerde beş taş serpilir, sol elin baş parmağıyla şahadet parmağı gerilerek bir köprü yapıldıktan sonra eline taşın birini alır ve dördünü tek tek birbirine değdirmeden köprüden geçirir. Bunu da başaran finale yükselir ve beş taşı havaya atarak elini ters çevirir ve elinin sırtının üstünde beş taşı da düşürmeden yakalamaya çalışır, en az bir tanede yakalasa oyuna baştan başlama hakkını elde eder.

Bu şekilde en fazla taş sayısı oluşturan kazanmış olur. Oyundan çıkmak için bir yanlış yeterlidir, mesela yerden aldığı taşı havaya attığı taşla beraber tutamamak gibi.

GÜNEYYURT YÖRESİ ÖZEL DAMAK TADLARI


GÜNEYYURT YÖRESİ ÖZEL DAMAK TADLARI

 

DARI EKMEĞİ

 Bir Akdeniz yöresi olarak Taşelinin tam ortasında yer alan Güneyyurt ve çevresinde bol miktarda mısır/darı yetişir, Halkımız mısıra burada darı derler. Karadeniz bölgesinde olduğu gibi bu üründen çok çeşitli yemekler yapılır. Buğday gibi mısır da öğütülerek ya da kaynatılarak değerlendirilir. Koçanından ayrılan darılar öğütülerek darı unu elde edilir, fazla özü olmadığından 25 cm çapında ekmekler yapılarak içine kıyma, keş, vb katıklar konarak sıkıp yenilir. Koçanıyla beraber kaynatılan darılar bu şekilde kuruyunca sıyrılarak öğütülür ve darı bulguru, irmiği ve düğürcüğü elde edilir, bundansa başta pilav olmak üzere çok enfes yemekler yapılır. Bu yemekler sadece bölgemize hastır, aşağıda bazılarının tarifi verilecektir.

 KAPAMA NASIL YAPILIR?

 1-Kapama için, 25 cm çapında iki beze açılır

2-önceden ceviz içi ile kuru soğan’dan oluşan bir iç hazırlanır; bunun için göz kararı kuru ceviz içi ile kuru baş soğan senidin bir köşesinde okka taşıyla sürtülür. Okka taşı derelerden getirilen, kedi başı kadar olup çınga saçmayan pürüzsüz bir taş olmalıdır.

3-Senidin üstünde duran birinci 25 cm açılmış bezenin üstüne bu içten yeterince konur ve ikinci açık beze üstüne yamanır ve kenarları elle leğemlenir. Bu beze fazla açılmamalıdır zira içindeki malzemenin dağılma riski artar.

4-Yavaşça şişin ucuyla sacın üzerine konur ve patlamaması için dikkatlice çevrilir ve yakmadan pişirilir.

5-Ceviz ve soğan sürtülürken tuz atmayı unutmamalıdır.

Kişi başına bundan iki kapama normaldir, sıcak yenmelidir. Afiyet olsun.

 DARI SÜTLÜ ÇORBASI

Malzeme olarak, darı bulguru, süt, tuz, biber hazırlanır. Tencere de biraz sulandırılmış süt kaynayınca üç süte bir darı bulguru atılır, kısık ateşte pişerken sos olarak biber hazırlanır ve sıcak sıcak yenir.

MEŞLİ PİLAV

 Malzeme olarak meş, tereyağı, buğday bulguru ve ya darı bulguru. Yeterince suya meş atılır çatlayıncaya kadar kaynatılınca yeterli buğday bulguru eklenir birazda onunla pişer, yarı sulu olarak indirilir ve dinlendikten sonra ayrı tava da yakılan tereyağı tenceredeyken dökülüp karıştırıldıktan sonra yemeğe hazırdır.

Eğer meşli pilavı darı bulguruyla yapmak istersek meşle darı bulguru aynı anda konmalı ve su da bir oranda fazla olmalıdır.

PATELİ ÇORBA

 Patates, bulgur, tereyağı, salça ve ya kuru fürek, soğan.
Patatesler soyulup doğranır, soğan ince  kıyılır ve tereyağı tencerede salça tuz ve biberle kızartılıp sos yapılır, sonra patatesler ile beraber yumuşayıncaya kadar susuz pişirilir ardından yeterince bulgur ve su ilave edilir, kaynayınca ocak kapatılır. İsteğe göre nar, sumak veya limon sıkılır.

 KEKİK ÇORBASI

  Yufka kırıntısı(dıkım), tereyağı, kekik ve biber lazımdır. Tereyağı tavada kızartılır, biber, tuz ve kararınca kekik eklenir, bunlarla yapılan sosa kaynar su ilave edilir. Sonra, bir sahanda hazırlanan ekmek dıkımlarının üstüne dökülür.
Hamurlaşmadan, sıcak olarak yenir. Afiyet olsun.

 TEFEK ÇORBASI

 Bağ yaprağı, tereyağı, salça ve bulgur gerekir. Tencereye su konup kaynatılır, üzerine ufalanmış tefekler ve bulgur atılır, onunla da kaynayınca indirilip tavada hazırlanan salçalı tereyağı eklenir.


SÜT AŞLIĞI ÇORBASI

 Süt aşlığı, lahana göbeği, biber hazırsa süt aşlığı tencerede kaynayan suya atılır, biraz kaynayınca baş biberler de eklenir. Lahana göbeği kıyılıp ilave edilir kısık ateşte pişirilip servis yapılır. Süt aşlığı, Döğme’nin sütle pişirildikten sonra kış için kurutulmuşuna denir.

DARI PİLAVI

 Tencerede kaynayan suya darı bulguru pilav olacak ölçüde atılır. Bulgur pilavının aksine bir darı bulguruna dört su eklenir. Pilavda delikler belirince alınır ve tavada hazırlanan tereyağı cazzadak üzerine dökülür. Biraz soğuduktan sonra taze yoğurtla mükemmel olur.

BORANA

 Taze ıspanak, sarımsak, yoğurt, tereyağı, soğan hazırsa Taze ıspanak kökleriyle yani köke yakın  kalın yerleriyle beraber doğranır, tavada eritilen tereyağında önce soğan pembeleşinceye kadar kızartılır, ardından ıspanakla beraber kavrulur. Yoğurtla yemek için biraz soğuması beklenir.
Afiyet olsun fendim.

GÜNEYYURT ÇEVRESİNE HAS YEMEKLER


 GÜNEYYURT ÇEVRESİNE HAS YEMEKLER

Güneyyurt, Ermenek ve Taşeli’de dışa yeni yeni açılmakta olan üç çeşit yöresel yemek vardır. Bu yemekler hiç şüphesiz en iyi bu bölgelerde yapılır.

1-BATIRMA/BATIRIK

Batırma, tek kelimeyle irmiğin lezzete dönüştürülmesidir diyebiliriz. Bulgurun biraz incesi olan irmik, maharetli hanımların avuçlarında ezile ezile, içine katılan yerel çeşnilerle yaz günlerinin vazgeçilmez bir soğuk aşı haline gelir. Sıcak yaz günlerinin bu soğuk ve dinlendirici yiyeceği masrafsız ama biraz emek gerektirir. Ermenek yöresinin tescillemek için çaba harcadığı Batırık komşu il ve ilçelere de hemşerilerimiz tarafından yayılmaktadır. Dünya da eşi bir yerde bulunmayan Batırma aslında bir yemek öncesi iştah açıcıdır. Zira bütün hemşerilerimiz mutlaka üzerine daha ağır bir şeyler hazırlayarak onu bir soğuk aparat olarak alırlar. Sadece Güneyyurtta Batırma denen bu geleneğimiz komşu yerleşim yerlerinde Batırık olarak anılır. Batırık adı ayrıca, hemen hemen tüm ülkemizde kısır denilen ve çok çeşidi bulunan, hanımların toplantılarında tercih ettikleri ve birçok çeşniyle süsleyerek sundukları bir tür bulgur salatasına denmektedir.

Yapılış Şekli

Genellikle milimetrik ve gramaja dayalı bir tarif vermemekle beraber eli alışık olan marifetli bayanlarımız yarı yarı irmik ve baharat türleriyle yaparlar. Büyükçe bir leğene irmiği koyduktan sonra kışın bir kiloya yakın kuru domatesi sıcak suda ıslayıp üzerine döktükten sonra bahçede ne varsa feslikan, nane, rezene, tere, dibekte dövülmüş ceviz ve ya başka bir yağlı tohum, biber, tuz vb ekleyerek hafif hafif su ilavesiyle çiğ köfte kıvamına ve yenecek hale gelinceye kadar yoğururlar. Ardından bu miyaneden biraz ala konur. Sonra soğuk su ile sulandırılır ve toplu ve ya özel tabaklara servis yapılır. Sini etrafı boş yer olmayacak şekilde baş soğan haşlaması, lahana haşlaması, ekşi kulak, tere vb yeşilliklerle dolar.

2-BULGURCA/TARHANA BAŞI

Batırma’da olduğu gibi Bulgurca’da da başrolde irmik vardır, ancak burada esas lezzet unsuru 9700 tür bitkinin yetiştiği Anadolu’nun bu taşlı yaylalarında yayılan keçilerin etidir. Kıvama gelinceye kadar yine marifetli hanımların ellerinde birbirine giydirilen ve bahçe çeşnileriyle zenginleştirilen irmik ve keserle kıyılmış et çiğ olarak bile büyük bir hazla yenebilmektedir. 2010 yılından itibaren Güneyyurt belediyesince bu adla bir şenlik düzenlenmiş ve gurbetteki Güneyyurtluların büyük oranda sıla hasreti gidermelerine vesile olmuştur. Belediyemiz Bulgurca’nın kasabamız adına tescili için müracaat etmiştir. Bölgemizde hem en kolay olarak hem de en ağır olarak bütün misafirlere sunulan Dünyanın en güzel köftesi olan Bulgurca da sadece bu adla Güneyyurtta söylenir. Diğer komşu köy ve beldelerimizde Tarhana/Tarhana başı olarak adlandırılmaktadır. Bulgurca etle yapıldığı gibi patatesle de yapılmaktadır.

 Etli bulgurca için malzemeler

 

Önceleri bıçak arası ve ya keserle kıyılan et şimdilerde makinede çektiriliyor, yeterince ete bir o kadarda düğürcük eklenerek yöresel baharlı kuru bitkilerle kuru olarak bir müddet yoğurulduktan sonra yavaş yavaş soğuk su eklenerek aranan kıvam yakalanınca 1-2 cm kalınlığında 10 cm çapında dairevi şekilde sıkılarak hazır olan kömür, mangal ve ya saçta pişirilerek yanına yeşilliğin her türü ile acılı, turşu konarak yenir.  Afiyet olsun!

 

 PATATES BULGURCA’SI NASIL YAPILIR?

MALZEMELER

İnce Bulgur, Haşlanmış patates

Kavurma ve ya donyağı

İnce kıyılmış maydanoz

İnce kıyılmış fesleğen(Reyhan)

Biber ve domates salçası

 

 Haşlanmış patatesler soyularak püre haline getirilir. İçine yeter ölçüde 1/1 oranında bulgur ilave edilir. Domates ve biber salçaları sıcak suyla sulandırılarak ilave edildikten sonra bulgur şişinceye kadar beklenir. Fesleğen, maydanoz, kıyma ve yağ eklenerek iyice yoğrulur. Kıvamlı hale gelince elle şekil verilen bulgurcalar kömürde ve ya teflon tavada yeterince pişirilir ve servis yapılır. Yanına yeşilliğin her türü ile acılı, turşu konarak yenir.  Afiyet olsun!

 

 3-HERSE/KEŞKEK VE YAHNİ

Peygamberimiz aleyhisselamın evlenecek gençlere yemelerini tavsiye ettiği bu enerji yemeği yörenin en çok yapılan ve en çok sevilen aşı olup istisnasız tüm düğünlerde ağda ağda pişirilir ve üzerine dökülen soğanlı nohut yahnisiyle servis yapılır. Diğer iki yöresel damak tadımızda olduğu gibi bunda da esas unsur buğdaydır. Ancak burada kaynatılıp öğütülmeden dibeklerde ve ya şimdi değirmenlerde buğdayın kabuğu alındıktan sonra kırılmadan herse yapılır. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde Keşkek adıyla bizdekine benzer aşlar yapılır ancak Taşeli ve Ermenek yöresinde ki gibi yaygın değildir. Bizim yöremizde düğünlerde sadece herse ve yahni yapılır. Fakir olsun zengin olsun oğlan evi mutlaka hazırlar ve özel davet yapmadan tüm mahalleli/köylü hoparlörle davet edilir ve gelin almaya çıkmadan önce yenir. 2010 yılında Konya da ikamet den Güneyyurtlular Loras dağında ilk defa “Güneyyurt Herse /Yahni şenliği düzenlediler. Geleneksel hale gelen bu şenlik bu yıl yani 2012 yılının Mayıs ayında Güneyyurtlular Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği tarafından düzenlenmektedir.

YAPILIŞ ŞEKLİ; HERSE

Evlerde özel olarakta yapılmakla beraber düğünlerde genellikle işi bilen ustalar görev alırlar. Herse için yeterli dövme ağdaya konduktan sonra pilav gibi pişirilir. Çok özlü ve kabuksuz buğday demek olan dövme yemeğini karıştırmak için bişek ve ya büyük ağaç kepçeler kullanılır. Kırılmamış bütün buğdaylar çok özlü bir yemeğe dönüşür ve üzerine bol miktarda kızartılmış tereyağı dökülerek servise hazır olur.

Yahni; öte yandan ayrı bir kazanda bol soğanlı, tereyağlı ve nohutlu yahni hazırlanır. Bunun için bir teke/keçi kesilir ve eti kemiğiyle kuşbaşı halinde önceden ayrı bir kapta piştikten sonra yahni kazanına eklenir. Eskiden her siniye herse konur ve üzerine yahni konarak gurup halinde yufkayla yenirdi, son yıllarda self servis şeklinde özel tepsilere verilmekte ve ayrı ayrı yenmektedir.

KASABAMIZIN SORUNLARI


  KASABAMIZIN SORUNLARI

Yaylalarımız ata yadigârı topraklarımızdır.

 Ermenek ve Güneyyurt deyince akla ilk gelenlerden biri de yaylalardır. İlçemiz ve beldemiz yayla bakımından çok zengindir. Hatta Karadeniz’in otantik yaylalarından daha da güzellerine sahibiz Allaha şükür.

 Bu yaylalarımızı şu adlarla sıralayalım;

 Tekeçatı yaylası, Balkusan yaylası, Saparca yaylası, Üssüz yaylası, Altıntaş yaylası, Sorkun yaylası Dedeli yaylası ve Tolbunar yaylası.

  Bu yaylalarımız tarihi birer de kimlik taşırlar. Adeta her taşın altında bir tarih çıkar. Her yer anıtlarla, örenlerle ve antik yerleşim yerleriyle doludur. Karaman oğullarının ilk kuruluş yeri olan ve 6 yıl başkentlik yapmış olan Ermenek ve çevresini bu ünlü hanedan asla bırakmamışlar ve yaylamaya da Karaman’dan buralara gelmişlerdir. Bildiğiniz gibi Karaman bey ve oğulları Balkusan köyünde metfundurlar.

 Bu alanlar tarih boyu daima ilgi odağı olmuş ve Dünyanın en güzel yaylak ve otlaklarına sahip olduklarından malcılarında hedefi olmuşlardır. 19.yüzyılda padişahlardan aldıkları fermanlarla yüzlerce km ötelerden bölgemize gelerek otlakıye almaya devam eden aşiretler hala vardır. Buralarda rakımlar 2300 m ye kadar çıktığından fazla bitki örtüsüne müsait olmayıp otlakıyeye daha uygundur. Ancak; Tekeçatı ve Bük bölgelerinin rakımı her türlü orman ağaçlarına uyum sağladığından buralarda çok bakir ormanlıklar yetişmektedir.

 Bu Yaylalarımız; Ermenek, Güneyyurt, Aşağı ve Yukarı çağlar halkına aittirler. Bu çalışkan halkımız son yıllarda buraları Tolbunar, Beğbunarı vb kaynaklarla adeta bir yeryüzü cennetine çevirmiş ve tarımın her türünü yapmaya başlamıştır. Hele birde Dedeli boğazından çıkıp Tekeçatı’nı sürüne sürüne geçerek Kamış boğazından gelen Aykadın suyuyla birleştikten sonra taa  Çamlıcadaki yerköprüye akan o dere yok mu? İşte oralara canlılık veren, hayat veren esas görüntü budur.

        YAYLALARIMIZA  ELEKTRİK NEDEN GELMEZ?

 İşim ve merakım gereği olarak Taşelinin her yöresini geziyorum; bu bölge doğu ve güneydoğudan çok daha  başıboş ve sahipsiz bir görünümdedir, burada kıyaslama yapıyorum; Bu iki bölge arasında hiç fark yoktur, mahrumiyet açısından. Zaten devletimiz de Karaman ve civarını  o şekilde addetmektedir. Ancak halkın kendi gayretleriyle bölgemiz de çok iyi güzelliklerde oluşmuyor değil.

 Şimdi, Ermenek’ten rampaya sarıp Sultan alan’ına doğru gidince taa Tekeçatı’na kadar oradan da Balkusan köyüne kadar, hatta daha ötede Saparca’ya, Altıntaş’a ,Tolbunar’a kadar her yer modern ve otantik evlerle doludur. Ermenek tarafından başlayarak Sultan alanının tamamına elektrik ve telefon hizmetleri de gelmiş durumdadır. Ancak telefonun gelmesine rağmen Güneyyurt yaylalarına elektrik bir türlü verilememektedir. Tolbunar mahallesinin halledilmesinden sonra bu sorunun da çözülmesinden eminiz. Her bölgesine mescitler inşa edilmiş ve yaz kış oturulabilecek yapılar dikilmiş olmasına rağmen anlaşılmaz bir biçimde elektrik hizmeti alınamamaktadır. Buna engel olan görünür gerekçeleri başkanımızın hallederek yaylalarımızı aydınlatacağından ümitliyiz.
Aralık/2010 da Aladağ bölgesine bir seyahatim oldu Taşkentin, Balcıların vb civar yerleşim beldelerinin yaylalarında tamamen elektrik sağlanmış durumda. Ayrıca, Ermenek halkının Sultan alanına kadar tüm yayla evleri ışığa kavuşmuş haldedir. Bu bizi son derece mutlu etmektedir ancak bizim yaylalarımızı gördükçe içimiz sızlıyor, buralara neden elektrik gelmez? Diye hayıflanıyoruz.
Tolbunar da, Saparca da, Beğbunarın da Altıntaş ta Yüzlerce hane olduğu halde neden elektrik için yapılan cılız çalışmalar yıllarca sürmektedir? Ve neden oralar hala yaz altı ay İdare ve Gaz lambasıyla geçinmektedir? Elektrik şirketlerinin özelleşmesi nedeniyle birer ticari faaliyete dönüşmesi nedeniyle ekonomik açıdan bakılarak bu hizmete yanaşmadıklarını da tahmin ediyoruz.

Elektrik işini yürüten firmalarımız nazlanırken yakında güneş kolektörleriyle elektrik üretimi yaygınlaşacak ve daha hesaplı hale gelecektir. Bununda halkımız bilincindedir.
Buradan Sayın Güneyyurtlu, Ermenekli yetkililerimize devlet ve   hükümet adamlarımıza sesleniyoruz; 2012 yaz sezonuna biz Güneyyurtlular yaylalarımıza elektrik istiyoruz. Saygılarımızla.

        YAYLALARIMIZA ULAŞIM HALA ÇOK UZAK!

 Bu yaylalarımıza ulaşım her yerleşimden olmakla beraber Ermenek üzerinden her türlü araçlarla yapılmaktadır ve 45 km sürmektedir. Şu anda Güneyyurt’un Kuşakpınar, Yukarıçağlar’ın Aldere, yine Güneyyurt’un Zicci geçitlerinden de her türlü ulaşım için hızlı çalışmalar devam etmektedir. Normal kestirmeden 13 km olan bu topraklarımıza ve bahçelerimize 45 km dolanarak değil her türlü arabamızla kısa yoldan varmak istiyoruz.

Değerli halkımız seçilen ve atanan büyüklerimizden çok önemli hatta şu anda birinci derecede önemli iki meseleye çözüm beklemektedirler ve kendileri de her türlü maddi ve manevi yardımı yapacaklardır. Bu meselelerden ilki yukarı salının kurak arazisinin sulu hale getirilmesi, ikincisi de yaylalarımıza en kısa yerden en kedtirme asfaltlanmış, her türlü aracıyla gidebilecekleri bir yoldur.

 Demin de değindim; bu yaylaların bazı önemli subaşları ve otlakları yüzyıllar önce hanedanlık döneminin fermanlarıyla yüzlerce km ötedeki köylerden gelen malcı aşiretlerce sahiplenilmiş ve o zamandan beri de yerli halk ile daima tartışmalı zamanlar geçirmiştir. Eğer fermanlarda gerçekten bir otlatma hakkı verilmişse sadece otlatmaya karşı olan yoktur. Karşılıklı haklara saygı gösterilerek yüzyıllardır olduğu gibi bir arada yaşar gideriz. Bu konuda kesin ve kalıcı bir çareyi yetkililerimiz bulmak zorundadır.

     YERBAĞLARIMIZ NASIL KURTULUR?

Kasabamızın kıblesinde bulunan Yerbağlar nasıl müzmehal oldu? Göksu’yu karşıya geçince Dünyanın en güzel bağları vardı bir zamanlar. Sanayi devriminin ülkemize gelmesiyle izmihlale uğradılar, yeni neslini göçe veren Güneyyurtlular bu güzelim bağları ihmal ettiler.

Zira yaşlılar artık eşeklerle, katırlarla gidip gelemiyorlardı, böylece Yerbağlar viran oldu.

Yıllar önce devletimiz ilan etti; Yer bağların tapusunu alın, diye aksi halde buralar ormana kaydolacaktı, çoğumuz almadık tapuları ve dedelerimizin emanetlerini daha doğrusu torunlarımızın beklentilerini ormana verdik ne ormanı canım! Çobanlara ve Keçilere teslim ettik.

Şimdi toplu olarak itiraz etme zamanıdır. Mahkemelere başvurarak yanlışı düzeltme vaktidir. Kasabamızın oralara şimdi daha çok ihtiyacı vardır. Altımızdan akan güzel ırmağımıza gem vurulmuş ve büyük bir baraj gölü oluşmuştur, bunun bir amacı da sulama hizmetleridir. Susuzluk derdiyle ihmal ettiğimiz yer bağlarımız artık suya kavuşmuştur. Şimdi yer bağlarımızın eski sahiplerine iadesi için hukuki mücadele anıdır.

               YAYLA ARAZİLERİMİZİN TAPU SORUNLARI

Yüz yıllardır atalarımızın işleyerek bize devrettikleri bu ata yadigârı zor topraklarımızın bir bölümünün tapuları verilmemekte ve vakıf arazisi oldukları gerekçesiyle halkın alakası azalarak ekonomik kayıplar yaşanmaktadır. Şu anda arazi sahipleriyle devlet arasında mahkemeler sürmektedir vatandaşlarımızın ellerinde daha önce verdikleri arazi vergilerinin hesap belgeleri da mevcuttur. Bu sorunun çiftçilerimiz lehine sonuçlanması için yetkililerimizden yardım bekliyoruz.

Tapuları verilen yaylalarımızdan Üssüzde tarlası olanlar Yukarıçağlar muhtarlığından, Tolbunarda tarlası olanlar Balkusan Muhtarlığından, Altıntaş’ta arazisi olanlar ise Aşağıçağlar muhtarlığından tapularını almışlardır. Ancak bu da garip bir uygulama olup bir keşmekeşe imza atmaktadır. Ayrıca bu durum iç içe olduğumuz yakın komşu köylerimizle sahilde ve yaylada ki tüm arazi ve sulama sorunlarımızın aynı olduğunu göstermektedir.

Bu da, tüm sorunların güçlü ve tek elden halledilmesi için bir beraberliği öngörmektedir. Zaten belde ve köylerimiz tarımsal alanda birlikte örgütlenerek bunu göstermişlerdir. Şimdi sıra halkımızın ve kanaat önderlerimizin öncülüğünde idari olarak ta birleşerek tüm sorunları en kısa zamanda çözmektedir.

Tüm bunlara rağmen 2009 yerel seçimlerinden önce kendileriyle görüştüğüm Ak parti Güneyyurt belediye başkan adayı Sayın Saffet Uyar’ın şu sözleri yüreklerimize biraz su serpiyor!

Saffet UYAR:

“Biz zaten yaylalarımıza hem Kapıcık hem de Tolbunar üzerinden yolları bağladık ama bunu yeterli saymıyoruz ve tüm araçların ve halkımızın Ermenek’e uğramadan yaylasındaki evinin başına varabilmesi için oturtulmuş hale getirerek tamamlamayı amaçlıyoruz.

Yayla evlerimize elektrik için biz devamlı zaten çalışma halindeyiz ama Balkusan’a gelen elektrik malumunuz İhsaniye’den alınıyor ve bu da Yellibel civarında sık sık sorunlara neden oluyor. Bu nedenle Balkusan’ın elektriği Ermenek’ten alınma projesi hayata geçecek ve sağlıklı bir iletimden sonra Tekeçatı’ndan başlayarak taa Saparca’ya kadar elektriksiz ev kalmayacaktır.

Biliyorsunuz Bük’te yani Bendbaşı’nda bizimde evlerimiz var ama hala elektrik alamadık. Zira Medaş’ın bu projesini bekliyoruz.

2-B Kanunuyla alakalı olarak inşallah yakında Yukarı salı’da ki Gölcük, Kızılçukur ve benzeri arazilerimiz kurtularak tapusu alınabilecek.

Üssüz’den sonraki Üçbunar ve  Kapıcık arazileri de bu kategoriye dâhil edilerek tapulandırılacaktır. Ancak Balkusan yöremizdeki, Tolbunar, Saparca ile  Dedeli ve Hacasangırı’nda tapu almanın imkânı şimdilik görünmüyor.

Ben vakıflar genel müdürüyle defalarca görüştüm ve “Oralar yüzyıllar önce dedelerimizin kazmayla sökerek ekonomiye kattıkları topraklarımızdır, biz buralarda faaliyetimizi aksatmadan sürdürüyoruz.” Dedim. Bu konuda yazışmalarımız da devam ediyor.

Bize söylenen şudur; “Siz hiç Vakıflarla, mahkemelerle uğraşarak kendinizi yormayın. Bunlardan bir şey çıkmaz, o topraklar sizindir ve sizin olarak kalacaktır. Ancak tapu almanız şimdilik imkânsızdır. Biz sizden kirada istemiyoruz, para da istemiyoruz.” Bu durum sadece kâğıt üzerinde bir tapu almaya bürokratik engeldir.”

Ayrıca 2011 Haziran genel seçimlerinden önce yayla ve yerbağ arazileriyle ilgili olarak Sayın Fikret Ünlü beye sorduğum soru şöyleydi; Sayın vekilim sizce yayla ve yerbağ arazilerimizi kurtarmak, oraların tapularını sahiplerinin alabileceği gerçekten mümkün mü?

Sayın F.ÜNLÜ şöyle cevap verdi; “Kesinlikle mümkün, sayın genel başkanımızın bu konuda halletme sözü de var, halkımız rahat olsun Yerbağlar da ve Yaylalarımızın neresinde olursa olsun arazisi olanlara tapuları verilecektir. Bu meseleyi Aşağı ve Yukarı çağlarlı hemşeri ve komşularımızın arazileriyle beraber yapacağız, inşallah.”

Bu sözlerde halkımızı kısmen de olsa rahatlatmıştır.

 

                  İKİNCİ SULAMA PROJESİ

Güneyyurt, Aşağı ve Yukarı çağlar arazileri Göksunun gapızdan bağlanarak kanallara alınmasıyla büyük bir hizmete kavuşmuştur. Ancak Güneyyurt arazilerinin yarıdan fazlası bu hizmetten yararlanamamaktadır zira bu araziler kanallardan yukarıda kalmaktadır.

Yukarıda kalan bu önemli arazilerimizin sulu tarıma geçmesi için çok önemli projeler tasarlanmaktadır. Belediye seçimlerinden önce tüm başkan adaylarımızla konuyu bizzat görüştüm ve önemli fikirlerini aldım. Hepsinin güzel projeleri vardı. Şimdi ki başkanımız Sayın Celil Bey de bu konuda iddialı görüşler beyan etmişti. Kendileri bu konuyu halletmek için birçok sondaj çalışması yaptılar ama tatmin eden bir suya ulaşılamadı.

  Susuz arazilerimizin bulunduğu yerlerde aslında büyük pınarlarımız vardır mesela pınar gözü, handı pınarı, Karapınar, Akpınar, Söğütlü gibi, ancak bu sular Güneyyurt şehir şebekesine aktarılmış olup halkımızın evlerinde kullandıkları sulardır. Bunlardan artan çok cüzi miktarda sular arazilerimizin dişine bile bulaşmamaktadır. Bu bakımdan arazilerimizin sulanması konusunda yapılacak bir çalışmayla sağlanacak eşitlikte çok önemlidir.

 Şu anda kasabamızın en önemli halledilmesi ve yatırım isteyen sorunu budur.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.